01
Jan

masal

Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı

Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağın rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu

Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları acı ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu

Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batinin büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya
Okumaya devam edin ‘masal’

17
Nov

artık burada ikamet ediyorum

26
Oct

seneyi devrettik nefessiz, sensiz

Hani eski zaman masalları anlatır
Hüznümü huzura dolarsın
Kaşım gözümden çok içim bir parçan
Annem sen benim yanıma kalansın

Hani bir biblon vardı kırdığım
Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın
Ama bil ki ben de parçalandım
Annem ben senin yanına kalanım

Ben hala senin
Dizlerinde

Uzayan sohbet gecelerinde
Rolleri unutup dost oluruz
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız
Annem biz birbirimize kalanız

Ben kararlı uçarken yolumda
Sen çatık kaşlarının altında
Her yeni güne sevgiyle başlarsın
Annem sen benim yanıma kalansın

18
Oct

zirvede bırakmak :)

Meydanı yeni gelenlere bırakmak lazım.

Eyvallah…

17
Oct

biber sarması

_mg_4466.JPG

*ya öyle başlığa bakıp bir süre düşünürsünüz işte

acaba yanlışlıkla mı sarma yazdı diye.

Uykuluyum ama gayet bilinçli bir şekilde biber sarması yazdım.

Neyse efendim uzatmadan tarifimi verip bu gece ki post yükünüde üzerimden atayım diyorum.

Şimdi haşlanmış ve kesilmiş olan kırmızı biberlerin içine beyaz peynir ve istediğiniz baharatları ekliyorsunuz. Daha sonrada bunları sarıyorsunuz ve yeşil soğan sapları ile bağlıyorsunuz. dik bir şekilde tabağa yerleştirip üst kısımlarına cevizle kapatıyorsunuz.

Afiyet olsun…

Not:soğan saplarının yumuşaması için üzerine sıcak su dökmekte fayda var.

17
Oct

temizlik

sildiğim yazılarda

yorumları olanlardan özür diliyorum :)

16
Oct

Cazip

John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan onüç ay önce Florida’da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti… Kitaptan değil sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan… Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karekteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell.Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell Newyork’da yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi günde İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupa’yadoğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki.. Bir romantizm başlıyordu Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?Sonunda Blanchard’ın Avrupa’dan dönüş günü geldi çattı.

Okumaya devam edin ‘Cazip’

15
Oct

tecrübe

efendim gaza gelmenin zararları diye de bir başlık atabilirdim neyse tecrübe daha iç açıcı ve şık geldi.
Bu akşam sevgili Abimin teklifi ile AKM de ki bir dans gösterisini seyretmeye gittim. Allah tan huyumu biliyorum.
Sıkılırım mıkılırım diye de en iyisinden bir arkadaşı peşime sürükledim. Ama o da sürüklenmeye pek bir hevesliydi, bu yüzden vicdanım sızlamıyor. Efendim sadede gelelim; gösteriye ucu ucuna yetiştim ve gösteri başladı. Hani derler ya dakka bir gol bir, aynen o hesap Koreli kardeşlerimiz bizim küçükkene “kutu kutu pense” adını verdiğimiz bir oyun havasında içeri girdiler. İşte ilk kopma noktası bu oldu benim için, sinirlerim bozulmakla birlikte sevgili arkadaşımada gösteriyi zehir ettim. Tabi ilk fırsatta kolundan tuttuğum gibi dışarı fırladım ama abimle arkadaşının bizi içeri sokması bir oldu. Neymiş gösterinin en güzel kısmı gelmiş miş az daha oturmalıymışız. Neyse teşrifatçı beyefendiye rica ederek, bizi geri postaladılar. Şimdi anlıyorum ki bu kadar yaş farkı abinizin ve onun arkadaşlarının üzerinizde ki yaptırımını arttırıyor. :)
Paşa paşa bir 15 dk daha dayandım ve yine attım kendimi dışarı.

Anladım ki ben aç kanına sanattan manattan anlamıyorum.
Açım ben ya diyerek kapıya doğru gidince arkamdan
– ee öyle desene biz sana bişeyler alırdık demezler mi?
O işin bahanesi, ya hu anlayın işte ben bu kadar sanata gelemiyorum :)

Bundan sonra sadece flamenko gösterisine giderim aç bile olsam :)

15
Oct

orjinal

Aklıma şöyle bir fikir geldi.

Her gün bloga bir hatta çoğu zaman bir kaç post ekliyorum.

Çok vaktimi alıyor mu? — hayır

Keyif alıyor muyum? –evet

Ama bir farklılık olsun diye.

Her gün iki üç tane ekleyeceğime,

her gün iki üç post u silsem nasıl olur acaba?

15
Oct

dialog

Velet –Bunda oyun var mı? (Pc mi gösteriyo)

A… –Yook çocuğum

Velet –Peki bunda var mı? (Telefonum)

A… –Onda da yok.

*Aslında annelerine yetiştirmeyeceklerini bilsem ben yapıcağımı biliyorum da işte…